Osmanlı Kanunnameleri içinde Yalova (Yalakabad veya Yalakova isimlendirmesiyle) bahsini arayalım dedik. İlginç ve oldukça zengin, öğretici bir çalışma alanıdır; Kanunnameler.
Kanunnameler üzerinde ilk çalışmaları yapan ve bunların Osmanlı tarihi içindeki önemini vurgulayan, Ömer Lütfi BARKAN olmuştur. BARKAN’ın yaptığı yayınlar, farklı alanlarda çalışma yapan tarihçiler için yol gösterici olmuş, Osmanlı tarihinin daha önceleri sorunlu gözüken ve üzerinde uzlaşma sağlanamayan alanlarının anlaşılmasını sağlamıştır. BARKAN’dan sonra, Kanunnameleri derleyip toparlama ve toplu olarak yayınlama işi, başka bir tarihçimiz, Ahmed AKGÜNDÜZ tarafından sürdürülmektedir. Şu ana kadar dokuz cilt yayınlanmıştır ve daha üç cilt de yayınlanmayı beklemektedir. Muazzam bir çalışma, araştırmacılar için el altında tutulması gereken kaynak bir eser! Böylesi bir ummana dalmadan önce, yüzeyden bir kontrol edersiniz. Ben de öyle yaptım ve doğrudan Yalova Kazasını ilgilendiren bir konu karşıma çıktı: Sarayın odun ihtiyacı İzmit Sancağı ve Yalova Kazasından temin ediliyor.
Kanunnamelerde ilk kez II. Bayezid döneminde karşımıza çıkan saraya odun temini meselesi, yedinci ve son fasılda yer almaktadır. Aynen aktarıyoruz:
“FASL-I SABİ’
ODUN İÇİN VAZ’ OLUNAN KANUNU BEYAN EYLER
246. Dar’üs-Sa’ade ve Matbah-ı Amire maslahatı içün her yıl İznikmid kadılığından yirmi bir bin vezne ve Yalova kadılığından dokuz bin vezne ve Ganivize kadılığından iki bin vezne odun mukarrer kılınmışdır. Ve her kadılıkların halkı zikr olunan mikdar odunı tevzi’i mezkur üzere vaktinde kesdürüb ihzar edüb yalıya iledüb hazır edüb odun maslahatı içün varan gemilere (kimesnelere) mütehammil olduğu mikdar odunı yükledüb göndereler. Ve her kadı kendü kadılığına ta’yin olunan odunı evvelden odun emrine mübaşeret (ede) gelen kimesnelere teklif edüb getürdeler. Ve her kadılığa ta’yin olunan mikdar odun bir aya, nihayet iki aya değin kesilüb gelüb bunda teslim oluna, ol mikdar vakitden tecavüz etmeye.
247. Ve beğlik içün odun kesilmek ve alınmak, heman Saray-i Amireye mahsus ola. Hiçbir ferd içün beğlik adına odun verilmeye. Ve paşalardan ve beğler beğilerden ve kapu ağalarından ve gayrından vazi’den ve refi’den her kime ki, odun haceti olursa, kendü akçeleriyle tib-i hatır ile odun satan kimesnelerden alalar; kimesneye cebr ve icab etmeyeler.
248. Ve odun iskelelerinde İstanbul veznesiyle bir vezne düzilüb her bar ki, odun içün bunda gemi vardukça gelecek odunı vezne ile vezn edüb yükledeler.
249. Ve odun içün Hizane-i Amire’den gönderilen akçe ki, (her) vezne ikişer buçuk akçeye mukarrer olmuşdur, ol akçeyi odun kesüb indüren rençberlere bi-kusur verilüb dahi gönderile.
250. Ve her gemiye ne mikdar odun verilürse, her kadı odun içün gemi ile varan kimesnelere hüccet vereler ki, bunda gelicek ana göre yoklana.
251. Ve hem Dar’üs-Sa’ade içün bin beş yüz vezne palamud odunı sarf ve harc olur. Bundan varan vezne ile tevzi olunan mikdarı palamud odunı mezkur kadılıklara beşer yüz vezne tevzi’i mukarrer olub palamud odunundan kesdirüb bakisin sair odundan edüb iki vezneyi tekmil edeler.
252. Ve beğliğe alınan ve sair halk içün satılan odun içün her vezneye ikişer buçuk akçe mukarrer kılınmışdır.”
AKGÜNDÜZ, vezne’nin “ölçek demek” olduğunu; Ganivize için de “Gebze olabilir, tam okunamamıştır” notunu eklemektedir.
Vezne’nin nasıl bir tartı birimi olduğuna, neye karşılık geldiğine dair bir bilgi edinemedik sözlüklerden. Mehmet Zeki PAKALIN’ın Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü de açıklık getirmekten uzak gözükmektedir. Altın, gümüş ve ipekli mamul gibi hassas tartılması gereken ürünlerde vezne tabiri kullanılmakta ise de (vezne ledresi), odun için kullanılan veznenin bunlardan farklı bir birim olabileceğini düşünüyoruz. Ayrıntıya girince, araştırılması gereken sorunlar karşımıza çıkmaktadır.
Yine de, PAKALIN’ın sözlüğünden “vezne ledresi” ile ilgili açıklamasını aktaralım ki, sorunun çetrefil yönü okur tarafından anlaşılsın: “Yüz yirmi dirhem ağırlık ölçüsüne verilen addır. Otuz ledreye “vezne” ismi verilirdi.
Şu halde vezne üç bin altı yüz dirhem demekti. Vezne ledresi bilhassa ipek gibi pahalı şeylerin tartılmasında kullanılırdı. Bir de “Kantar ledresi” vardı. O da yüz yirmi dirhemdi.”
Dirhem ise, çağına göre değişiklikler göstererek, 3 veya 3,2 grama karşılık gelmektedir.
Odun ve benzeri mal için kullanılan vezne, açıklık getirilmesi gereken bir tartı ve ölçü birimidir kanaatimce. Aksi halde, hesabıma göre, yılda yaklaşık 350 ton odunun sarayın tüm bölümleri için gerekli ısınma ve mutfak ihtiyacını karşılayacağına hükmetmemiz gerekmektedir. Yani, kıyaslama yapacak olursak, 20 ton yük taşıyan 17-18 kamyon odun… Topkapı Sarayı içinde bulunan binaları, yaşayan nüfusu hesaba kattığınızda, başka yerlerden de sarayın odun ihtiyacı karşılanmıyor ise, yeterli olur mu dersiniz? Ayrıca, kanunnamede geçen “İstanbul veznesiyle” tabiri de dikkat çekicidir. İncelemeye değer…
Kanunnamelerde konuyu takip ettiğimizde, kelimesi kelimesine, Kanuni döneminde de aynı kanun tekrar karşımıza çıkar. Tek fark, yukarıda aktardığımız metinde “Yalova” kelimesi ile geçen yerde bu sefer “Yalakova” telaffuz edilmektedir ki, sanırım doğrusu da bu olmalıdır.
Aynı kanunnamenin başka bir padişah döneminde de aynen yayınlanmış olması, Osmanlı tarihinde sık rastlanan ve bilinen bir olgudur. Tekrar yayınlanmasa dahi, kuralın sürdürüldüğünü düşünmememiz için – aksi bir belge ele geçmedikçe - bir neden de yoktur.
Bu iki belge, 15. Yüzyıl sonu ile 16. Yüzyıl içinde, sarayın odun ihtiyacının kati olarak İzmit, Yalova ve oldukça az bir kısmının da (muhtemelen) Gebze’den karşılandığını göstermektedir. Takip eden yüzyıllarda da, bu geleneğin sürdürüldüğünü düşünebiliriz.
Peki, metinde geçen “palamud odunı” ne? Sözlük, kelimenin Yunanca “valanidi”den geldiğine işaret ederek, “palamut” konusunda bakın ne diyor: “Batı bölgelerimizde yetişen, kışın yapraklarını döken, 5-10 metre yüksekliğinde, meşe türünde bir orman ağacı, pelit”.
Başka kaynaklardan, İstanbul’a, hatta doğrudan saraya, Yalova Kazasından saman, odun kömürü, peynir gittiğine dair bilgimiz var. Sarayın odun ihtiyacının kanunnamelerde yer almış olması dikkat çekicidir. Kanunname, bağlayıcı hüküm getirmektedir.
Söylemeye gerek yok ya, yine de genç okurlar için belirtelim: Saray, İmparatorluğun idare merkezidir; merkezi bürokrasi orada yer alır ve birer “okul” olan Harem ve Enderun da bu merkezin bölümlerindendir. Yani, sarayın içinde padişahın evi sayılabilecek kısım, oldukça küçük bir alandır ve üçüncü avludadır.
Kanunnameleri tetkike devam edeceğiz…
|